KAYSERİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
İLGİLİ HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA
GÖNDERİLMEK ÜZERE
KAYSERİ 1. TÜKETİCİ MAHKEMESİNE
DOSYA NO : 2025/*** E. – 2026/*** K.
DAVACI : Sümeyra *********
VEKİLİ : Av. Gizem Gül Uzun
DAVALI : *****************
VEKİLİ : Av. *********************
KONU : Davalı tarafın istinaf başvurusuna karşı cevaplarımız ile istinaf başvurusunun esastan reddi talebimizdir.
AÇIKLAMALAR :
Davalı tarafça Kayseri 1. Tüketici Mahkemesi'nin 12.05.2026 tarihli, 2025/*** Esas ve 2026/*** Karar sayılı kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş ise de, istinaf dilekçesinde ileri sürülen iddialar dosya kapsamı, toplanan deliller, tanık anlatımı, tıbbi belgeler ve maddi vakıalarla bağdaşmamaktadır.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; davacının davalıya ait **** markası altında faaliyet gösteren işletmede tüketici sıfatıyla satın aldığı sıcak çayın, karton bardağın kapağının yeterince kapatılmaması nedeniyle davacının üzerine döküldüğü, davacının sol kol ve sol batın bölgesinde yanık meydana geldiği, olay ile yaralanma arasında illiyet bulunduğu ve hizmetin gereği gibi sunulmaması nedeniyle davalı tarafın sorumluluğunun bulunduğu haklı ve yerinde şekilde tespit edilmiştir.
Mahkemece 100.000,00 TL olarak talep edilen manevi tazminatın tamamına değil, olayın özellikleri, yaralanmanın niteliği, davacının sosyal ve ekonomik durumu ve hakkaniyet ilkesi dikkate alınarak 40.000,00 TL'lik kısmına hükmedilmiştir.
Davalının istinaf dilekçesindeki iddiaların hiçbirisi, verilen kararın kaldırılmasını gerektirecek nitelikte değildir.
I. DAVALININ TÜKETİCİ HAKEM HEYETİNE BAŞVURULMADIĞI YÖNÜNDEKİ İSTİNAF İDDİASI YERİNDE DEĞİLDİR
Davalı taraf, uyuşmazlık bakımından tüketici hakem heyetine başvurulmadığını ileri sürerek mahkemenin görevsiz olduğunu iddia etmektedir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki uyuşmazlık, davacının tüketici sıfatıyla satın aldığı hizmetin gereği gibi sunulmaması neticesinde bedensel bütünlüğünün ihlal edilmesinden kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir.
6502 sayılı Kanun'un tüketici işlemlerine ilişkin hükümleri ile tüketici mahkemelerinin görev alanı birlikte değerlendirildiğinde, somut uyuşmazlığın tüketici mahkemesinin görev alanında bulunduğu açıktır.
Kaldı ki dava açılmadan önce taraflar arasında dava şartı arabuluculuk süreci işletilmiş ve arabuluculuk dosyası dosya kapsamına alınmıştır.
Davalı tarafın istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hakem heyeti itirazı, somut uyuşmazlığın niteliğini ve davacının talebinin bedensel bütünlüğün ihlalinden kaynaklanan manevi tazminat olduğunu göz ardı etmektedir.
Öte yandan, 2025 yılı için tüketici hakem heyetlerinin parasal görev sınırı 149.000,00 TL olarak belirlenmiş olmakla birlikte, bu sınırın tüketici hakem heyetlerinin görev alanına giren uyuşmazlıklar bakımından uygulanacağı açıktır. Somut uyuşmazlık ise salt parasal bir tüketici alacağından ibaret olmayıp, davacının bedensel bütünlüğünün ihlali nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir.
Bu nedenle davalının “tüketici hakem heyetine başvurulmadığı” gerekçesine dayalı görev itirazının reddi gerekir.
II. DAVALININ PASİF HUSUMET İTİRAZI YERİNDE DEĞİLDİR
Davalı taraf istinaf dilekçesinde, dava konusu işletmenin fiili işletmecisinin kendisi olmadığını, işletmenin Armin Restoran Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi tarafından işletildiğini ileri sürerek pasif husumetinin bulunmadığını iddia etmektedir.
Bu iddia ilk derece mahkemesince de değerlendirilmiş ve haklı olarak reddedilmiştir.
Zira somut olayda davalı şirket, ***** markasının isim hakkı sahibi ve franchise veren konumundadır. Davacı ise tüketici olarak hizmet aldığı işletmeye ilişkin olarak davalı şirketin marka ve ticari organizasyonunun oluşturduğu güven çerçevesinde hareket etmiştir.
Franchise ilişkisinin kendi içindeki işletme ve sorumluluk paylaşımının tüketiciye karşı ileri sürülerek, tüketicinin korunmasız bırakılması mümkün değildir.
Nitekim Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 27.02.2025 tarihli, 2025/*** E. ve 2025/*** K. sayılı kararında da franchise verenin tüketici nezdinde oluşturduğu güven ve hizmet üzerindeki denetim yetkisi kapsamında sorumluluğu değerlendirilmiş; franchise veren ile franchise alan arasındaki iç ilişkiye dair sorumluluk düzenlemelerinin tüketiciye karşı ileri sürülemeyeceği kabul edilmiştir.
Dolayısıyla davalının “fiili işletmeci değilim” şeklindeki savunması, tüketici ile davalı arasındaki hukuki ilişki bakımından tek başına sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Aksinin kabulü halinde, tüketicinin karşısına kullanılan markanın ve ticari organizasyonun arkasındaki şirket tarafından “ben fiili işletmeci değilim” savunması çıkarılabilecek ve tüketicinin hak arama imkânı önemli ölçüde zedelenecektir.
İlk derece mahkemesi bu hususu doğru şekilde değerlendirmiştir.
III. DAVACININ YARALANMASINA NEDEN OLAN OLAY DOSYA KAPSAMINDA SABİTTİR
Davalı taraf, olayın gerçekleşme biçimine ilişkin birtakım varsayımlar ileri sürmektedir.
Ancak dosya kapsamındaki deliller birlikte değerlendirildiğinde olayın oluş şekli açıkça ortaya çıkmıştır.
Davacı, olay tarihinde arkadaşı Büşra ***** ile birlikte ***** isimli işletmeye gitmiş, self servis olarak sunulan çaylardan satın almış ve çay kendisine karton bardak içerisinde kapaklı şekilde verilmiştir.
Davacı bardağı ilk kez içmek amacıyla ağzına doğru kaldırdığı sırada kapak yerinden çıkmış ve sıcak çay davacının sol koluna ve sol karın bölgesine dökülmüştür.
Bu husus yalnızca davacı iddiasından ibaret değildir.
Olayın doğrudan görgü tanığı olan Büşra ***** mahkeme huzurunda;
çayların karton ve kapaklı bardakta verildiğini,
davacının bardağı içmek amacıyla kaldırdığı sırada kapağın birden açıldığını,
çayın davacının koluna ve karnına döküldüğünü,
davacının elinde telefon veya başka bir eşya bulunmadığını,
davacının kıyafetinin kaldırılması üzerine karın derisinin soyulduğunu,
olayın hemen ardından buz uygulandığını ve hastaneye gidildiğini
açıkça beyan etmiştir.
Tanığın beyanı olayın oluş şekline ilişkin doğrudan gözleme dayalıdır ve dosyadaki tıbbi kayıtlarla tamamen uyumludur.
IV. DAVACININ ELİNDE TELEFON VEYA BAŞKA BİR CİSİM BULUNMADIĞI TANIK BEYANIYLA SABİTTİR
Davalı taraf, olayın davacının kullanımından kaynaklanmış olabileceğini ileri sürmektedir.
Oysa olayın görgü tanığı Büşra Tekin açıkça davacının elinde telefon veya başka bir cisim bulunmadığını belirtmiştir.
Dolayısıyla davalının, davacının bardağı sıkıştırdığı, kullanım sırasında kapağı kendisinin çıkardığı veya benzeri bir davranışta bulunduğu yönündeki iddiaları somut bir delile dayanmamaktadır.
Salt ihtimale dayalı savunmalarla, dosyadaki doğrudan tanık anlatımının ve tıbbi kayıtların bertaraf edilmesi mümkün değildir.
V. DAVALININ “DİKKAT SICAKTIR” UYARISINA DAYANMASI SORUMLULUĞU ORTADAN KALDIRMAZ
Davalı taraf, bardak üzerinde “Dikkat Sıcaktır / Caution Hot Content” ibaresi bulunduğunu ileri sürmektedir.
Söz konusu ibare, sıcak içeceğin sıcak olduğunu bildiren genel bir uyarıdan ibarettir.
Davacının iddiası ise çayın sıcak olması değildir.
Uyuşmazlığın temelinde, sıcak içeceğin sunulduğu karton bardağın kapağının gerektiği şekilde kapatılmaması ve ilk kullanım sırasında kapağın yerinden çıkarak sıcak içeceğin tüketicinin üzerine dökülmesi bulunmaktadır.
Başka bir ifadeyle, sıcak içeceğin sıcak olduğunun belirtilmesi, tüketiciye sunulan kabın güvenli ve amacına uygun şekilde hazırlanması yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
İşletmenin, sıcak içeceği tüketiciye sunarken kapağın tam olarak kapatılıp kapatılmadığını kontrol etmesi, tüketicinin üzerine dökülmesini önleyecek makul güvenlik tedbirlerini alması gerekir.
Kaldı ki davacının bardağı ilk defa kaldırmasıyla kapağın çıkması, olayın olağan tüketim davranışı sırasında meydana geldiğini göstermektedir.
VI. DAVALININ “MÜTERAFİK KUSUR” İDDİASI SOMUT DELİLDEN YOKSUNDUR
Davalı taraf, davacının en azından müterafik kusurunun bulunduğunu ileri sürmüştür.
Ancak müterafik kusur iddiasında bulunan tarafın bu iddiasını somut vakıalarla ortaya koyması gerekir.
Somut olayda davacının:
bardağı gereğinden fazla sıktığı,
kapağı kendisinin çıkardığı,
bardağı olağandışı şekilde kullandığı,
sıcak içeceği olağan kullanım amacına aykırı biçimde taşıdığı,
olayın meydana gelmesine herhangi bir kusurlu davranışıyla katkıda bulunduğu
yönünde dosyada herhangi bir somut delil bulunmamaktadır.
Tam tersine, olayın doğrudan görgü tanığı olan Büşra Tekin, davacının elinde telefon veya başka bir cisim olmadığını açıkça beyan etmiştir.
Bu nedenle davalının soyut müterafik kusur iddiasına itibar edilmemesi gerekir.
VII. DAVALININ BİLİRKİŞİ RAPORUNA İLİŞKİN İTİRAZLARI KARARIN SONUCUNU DEĞİŞTİRECEK NİTELİKTE DEĞİLDİR
Davalı taraf, alınan adli tıp bilirkişi raporunun kusur değerlendirmesi yapmadığını ileri sürmektedir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki alınan raporun amacı davacının uğradığı bedensel zararın niteliğini ve olayla illiyet bağını tespit etmektir.
Raporda davacının yaralanmalarının olay öyküsüyle uyumlu olduğu ve sıcak çay dökülmesi olayı ile illiyetinin bulunduğu açıkça ortaya konulmuştur.
Kusurun hukuki değerlendirmesi ise mahkemeye ait olup, bilirkişinin hukuki nitelendirme yapması zorunlu değildir.
Nitekim HMK'nın bilirkişiye ilişkin hükümleri uyarınca bilirkişi, özel veya teknik bilgi gerektiren konularda mahkemeye yardımcı olmakta; hukuki değerlendirme ise mahkemenin görev alanında bulunmaktadır.
Somut olayda mahkeme;
tanık beyanını,
hastane kayıtlarını,
adli vaka raporunu,
adli tıp bilirkişi raporunu,
olayın oluş şeklini
birlikte değerlendirmiş ve kusur sonucuna ulaşmıştır.
Dolayısıyla yalnızca bilirkişi raporunun kusur konusunda hukuki değerlendirme içermediğinden bahisle kararın kaldırılması mümkün değildir.
VIII. TIBBİ RAPORDA YARALANMANIN “BASİT TIBBİ MÜDAHALEYLE GİDERİLEBİLİR” OLARAK NİTELENDİRİLMESİ MANEVİ TAZMİNATI ORTADAN KALDIRMAZ
Davalı taraf, yaralanmanın birinci derece ve basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte olmasına dayanarak manevi tazminata hükmedilmemesi gerektiği izlenimini oluşturmaya çalışmaktadır.
Bu yaklaşım hukuken kabul edilemez.
Türk Borçlar Kanunu'nun 56. maddesi uyarınca kişinin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi halinde, olayın özellikleri dikkate alınarak zarar görene uygun miktarda manevi tazminat ödenmesine karar verilebilir.
Dolayısıyla manevi tazminat hakkının doğması için yaralanmanın ağır veya hayati tehlike oluşturması şart değildir.
Somut olayda davacının bedenine sıcak çay dökülmüş, sol kol ve karın bölgesinde yanık meydana gelmiş, olay sonrasında acil servise başvurulmuş, tedavi uygulanmış ve sonrasında karın bölgesinde belirgin bir iz tespit edilmiştir.
Ankara Etlik Şehir Hastanesi'nin 16.03.2025 tarihli adli vaka raporunda da davacının karın bölgesinde yaklaşık 8-10 cm yanık skarı bulunduğu açıkça tespit edilmiştir.
Dolayısıyla davalının yalnızca “birinci derece yanık” ibaresine dayanarak manevi zararın bulunmadığını ileri sürmesi mümkün değildir.
IX. DAVACININ VÜCUDUNDA MEYDANA GELEN İZİN OLAYLA İLLİYETİ DOSYA KAPSAMINDA SABİTTİR
Davalı taraf, olaydan aylar sonra alınan raporda iz bulunduğunu ve bu izin olayla illiyetinin ispatlanmadığını ileri sürmektedir.
Bu iddia da dosya kapsamına aykırıdır.
Davacı olayın hemen ardından Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne başvurmuş ve burada sıcak çay dökülmesine bağlı yanık tespit edilmiştir.
Daha sonra Ankara Etlik Şehir Hastanesi tarafından düzenlenen adli vaka raporunda da aynı olay anlatılmış ve davacının karın bölgesinde yaklaşık 8-10 cm büyüklüğünde yanık skarı bulunduğu tespit edilmiştir.
Dolayısıyla sonraki rapor, yeni ve bağımsız bir yaralanmayı değil, ilk tıbbi kayıtlarla uyumlu şekilde olayın bıraktığı izi ortaya koymaktadır.
Davalının “aylar sonra rapor alındı” şeklindeki itirazı, tek başına illiyet bağını ortadan kaldırmaz.
X. 40.000,00 TL MANEVİ TAZMİNAT MİKTARI FAHİŞ DEĞİLDİR
Davalı taraf, hükmedilen 40.000,00 TL manevi tazminatın fahiş olduğunu ileri sürmüştür.
Oysa ilk derece mahkemesi, davacının talep ettiği 100.000,00 TL'nin tamamını kabul etmemiş; yalnızca 40.000,00 TL manevi tazminata hükmetmiştir.
Mahkemece miktar belirlenirken;
olayın meydana geliş şekli,
davacının bedensel bütünlüğünün ihlal edilmiş olması,
yaralanmanın gerçekleştiği bölge,
yaralanmanın boyutu,
olayın davacı üzerindeki etkisi,
tarafların sosyal ve ekonomik durumları,
davalı tarafın kusur durumu
birlikte değerlendirilmiştir.
Türk Borçlar Kanunu'nun 56. maddesi, bedensel bütünlüğün zedelenmesi halinde olayın özelliklerine göre uygun bir miktar manevi tazminata hükmedilebileceğini düzenlemektedir.
Manevi tazminatın amacı davacıyı zenginleştirmek olmadığı gibi, davalıyı sembolik bir miktarla sorumluluktan kurtarmak da değildir.
Somut olayda hükmedilen 40.000,00 TL, davacının talep ettiği miktarın yalnızca %40'ıdır.
Dolayısıyla mahkemece hakkaniyet gözetilmiş olup davalının bu yöndeki istinaf itirazının reddi gerekir.
XI. DAVALININ “MANEVİ TAZMİNAT ZENGİNLEŞME ARACIDIR” ŞEKLİNDEKİ SAVUNMASI SOMUT OLAYA UYGUN DEĞİLDİR
Davalı taraf, manevi tazminatın zenginleşme aracı olmadığını belirtmiştir.
Davacı taraf da zaten manevi tazminatı bir zenginleşme aracı olarak değil, yaşanan olay nedeniyle uğranılan manevi zararın kısmen giderilmesi amacıyla talep etmiştir.
Nitekim 100.000,00 TL olarak açılan davada mahkemece talebin yalnızca 40.000,00 TL'lik kısmı kabul edilmiştir.
Bu nedenle mahkemece tazminat miktarı belirlenirken zenginleşme yasağı ilkesi zaten gözetilmiştir.
XII. DAVALININ LEHİNE VEKÂLET ÜCRETİ VERİLMESİ GEREKTİĞİ İDDİASI YERİNDE DEĞİLDİR
Davalı taraf, dava 100.000,00 TL üzerinden açıldığı ve 40.000,00 TL'lik kısmı kabul edildiği gerekçesiyle lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürmektedir.
Ancak manevi tazminat istemlerinde, talep edilen miktarın mahkemece takdir edilerek kısmen kabul edilmesi halinde vekâlet ücretine ilişkin özel düzenlemeler ve yerleşik uygulama dikkate alınmalıdır.
Somut olayda ilk derece mahkemesi karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri ile güncel uygulamayı değerlendirerek davalı lehine ayrıca vekâlet ücretine hükmetmemiştir.
Nitekim mahkeme kararında açıkça, manevi tazminat yönünden davalı tarafa vekâlet ücreti takdirine yer olmadığı belirtilmiştir.
Bu nedenle davalının bu yöndeki istinaf itirazının da reddi gerekir.
XIII. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI USUL VE YASAYA UYGUNDUR
Sonuç olarak ilk derece mahkemesince;
Davacının tüketici sıfatıyla davalı markası altında hizmet aldığı,
Sıcak içeceğin davacıya karton ve kapaklı bardakta sunulduğu,
Bardağın ilk kullanım sırasında kapağının yerinden çıktığı,
Sıcak çayın davacının sol koluna ve karın bölgesine döküldüğü,
Davacının bedensel zarar gördüğü,
Yaralanmanın olayla illiyetli olduğu,
Davacının elinde olay sırasında telefon veya başka bir cisim bulunmadığı,
Hizmet sunumunda gerekli özenin gösterilmediği,
Davalı şirketin franchise/marka ilişkisi nedeniyle tüketiciye karşı sorumluluğunun bulunduğu
dosya kapsamındaki delillerle ortaya konulmuştur.
Mahkeme ayrıca talep edilen 100.000,00 TL'nin tamamına değil, hakkaniyete uygun gördüğü 40.000,00 TL'ye hükmetmiştir.
Bu nedenle davalı tarafın istinaf başvurusunun, ilk derece mahkemesinin delilleri değerlendirmesine yönelik soyut itirazlardan ibaret olduğu ve kararın kaldırılmasını gerektirecek herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı açıktır.
HUKUKİ NEDENLER :
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi ve ilgili sair mevzuat.
DELİLLER :
İlk derece mahkemesi dosyası, Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi kayıtları, Ankara Etlik Şehir Hastanesi 16.03.2025 tarihli adli vaka raporu, adli tıp bilirkişi raporu, tanık Büşra Tekin'in beyanı, arabuluculuk dosyası, taraf beyanları, UYAP kayıtları, ticaret sicil kayıtları ve dosya kapsamındaki sair tüm deliller.
SONUÇ VE İSTEM :
Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle;
Davalı tarafın Kayseri 1. Tüketici Mahkemesi'nin 12.05.2026 tarihli, 2025/*** Esas – 2026/*** Karar sayılı kararına karşı yapmış olduğu istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,
İlk derece mahkemesince davacı lehine hükmedilen 40.000,00 TL manevi tazminatın, dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline ilişkin hükmün korunmasına,
Davalı tarafın pasif husumet, tüketici hakem heyetine başvuru zorunluluğu, kusur, müterafik kusur, bilirkişi raporu, manevi tazminat miktarı ve vekâlet ücretine ilişkin tüm istinaf itirazlarının ayrı ayrı reddine,
Davalı tarafın istinaf yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına,
karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz. 16.09.2026
DAVACI VEKİLİ
Av. Gizem Gül Uzun

