BURSA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
İLGİLİ CEZA DAİRESİNE
Gönderilmek Üzere
EDREMİT 9. ASLİYE CEZA MAHKEMESİNE
DOSYA NO : 2026/*** E. – 2026/*** K.
İSTİNAF BAŞVURUSUNDA
BULUNAN SANIK : Yusuf ******
MÜDAFİİ : Av. Gizem Gül Uzun
KATILAN : ***************************
KONU : Edremit 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.10.2026 tarihli, 2026/*** Esas ve 2026/*** Karar sayılı mahkûmiyet hükmüne karşı istinaf başvurumuzun sunulması; kararın kaldırılarak müvekkilin beraatine, aksi kanaatte olunması hâlinde lehine olan yasal hükümlerin uygulanmasına karar verilmesi talebidir.
AÇIKLAMALAR
I. YEREL MAHKEME KARARI, DOSYA KAPSAMINDAKİ DELİLLERİN TAM VE BİRBİRİYLE UYUMLU BİR ŞEKİLDE DEĞERLENDİRİLMEMESİ NEDENİYLE HUKUKA AYKIRIDIR.
Yerel mahkemece müvekkil hakkında, katılan eşine karşı kadına yönelik basit yaralama suçunu işlediği kabul edilerek TCK'nin 86/2 ve 86/3-a maddeleri uyarınca 405 gün karşılığı 40.500,00 TL adli para cezasına hükmedilmiştir.
Ancak mahkûmiyet hükmü kurulurken, savunmamızın esasını oluşturan kamera görüntülerinin kapsamı, görüntü inceleme tutanağı ile iddianamede anlatılan eylemler arasındaki farklılıklar, adli raporun hangi eylemi doğruladığı ve olayın karşılıklı fiziksel hareketler sırasında meydana gelip gelmediği yeterince tartışılmamıştır.
Ceza yargılamasında mahkûmiyet kararı, yalnızca olayın meydana gelmiş olabileceğine ilişkin kanaate değil, sanığın üzerine atılı suçun hukuka uygun şekilde elde edilmiş, güvenilir ve yeterli delillerle sabit olmasına dayanmalıdır.
Somut olayda ise müvekkilin kabul ettiği sınırlı fiziksel temas ile katılanın ileri sürdüğü bütün darp iddiaları birbirinden ayrılmadan değerlendirilmiş; savunmanın temel itirazları karşılanmadan mahkûmiyet hükmü kurulmuştur.
II. KAMERA GÖRÜNTÜLERİ İLE İDDİANAMEDE ANLATILAN EYLEMLER ARASINDAKİ FARKLILIKLAR GİDERİLMEMİŞTİR.
Savunma aşamasında da açıkça belirttiğimiz üzere, dosyadaki asansör kamera görüntülerine ilişkin inceleme tutanağı ile iddianamede anlatılan olay arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır.
Görüntü inceleme tutanağında;
“İnceleme yapılan görüntünün 36 saniye olduğu ve ses kaydının olmadığı, müşteki ve şüphelinin birlikte asansöre bindikleri, hareketlerden şahıslar arasında tartışma yaşandığı, bir süre sonra şüphelinin müştekinin sol omuz kısmından tutarak asansörün yan cephesine doğru sert bir biçimde itekleyerek yasladığı ve sonra bıraktığı, müştekinin de şüpheliye elini kaldırdığı ancak şüphelinin eli tutarak müştekiyi asansörden çıkardığı görülmüş, şahıslar arasında başkaca bir eylem yaşanmamıştır.”
şeklinde tespit yapılmıştır.
Buna karşılık iddianamede;
“Şüphelinin müştekiyi ittirdiği ve müştekinin kafasının asansöre çarptığı, şüphelinin daha sonra elleriyle müştekinin çene ve boyun kısmına da vurduğu, şüphelinin bu şekilde müştekiyi darp ettiği”
ileri sürülmüştür.
Görüldüğü üzere görüntü inceleme tutanağında müvekkilin katılanı omzundan tutarak ittiği ve katılanın da müvekkile elini kaldırdığı belirtilmiş; iddianamede ileri sürülen çene ve boyun bölgesine ayrıca vurma eylemi ise tutanakta tespit edilmemiştir.
Görüntü inceleme tutanağında başkaca bir eylemin yaşanmadığının belirtilmesi karşısında, iddianamede anlatılan diğer fiziksel hareketlerin hangi somut delillerle sabit kabul edildiğinin açıklanması gerekmektedir.
Mahkeme gerekçesinde görüntü inceleme tutanağından söz etmiş; ancak görüntülerin iddianamede yer alan bütün eylemleri doğrulayıp doğrulamadığını, tutanakta belirtilen hareketlerin hangi bölümünün mahkûmiyete esas alındığını ve savunmanın bu konudaki itirazının neden yerinde görülmediğini yeterince açıklamamıştır.
Kamera kaydının ses içermemesi nedeniyle tarafların tartışma sırasında ne söyledikleri de yalnızca bu kayıt üzerinden belirlenememektedir. Dolayısıyla görüntülerin kapsamı aşılmamalı; kayıtta görülmeyen hareketler, başka delillerle desteklenip desteklenmediği tartışılmadan kesin biçimde gerçekleşmiş kabul edilmemelidir.
Bu nedenle kamera kaydının bizzat Bölge Adliye Mahkemesince incelenmesini; gerektiğinde görüntülerin teknik bilirkişi marifetiyle değerlendirilmesini ve görüntü inceleme tutanağında tespit edilen hareketler ile mahkûmiyet gerekçesinde kabul edilen eylemlerin karşılaştırılmasını talep ediyoruz.
III. MÜVEKKİLİN KABUL ETTİĞİ İTME HAREKETİ İLE KATILANIN İLERİ SÜRDÜĞÜ DİĞER DARP İDDİALARI BİRBİRİNDEN AYRILARAK DEĞERLENDİRİLMELİDİR.
Müvekkil, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında verdiği savunmalarda taraflar arasında bir tartışma yaşandığını ve katılanı ittiğini açıklamış; ancak katılanın boynuna vurduğu, boğazını sıktığı, duvara yaslayarak havaya kaldırdığı ve ev içerisinde sağa sola fırlattığı yönündeki iddiaları kabul etmemiştir.
Müvekkilin sınırlı bir fiziksel teması kabul etmiş olması, katılanın ileri sürdüğü bütün eylemleri gerçekleştirdiğinin kabulü anlamına gelmez.
Ceza sorumluluğunun belirlenmesinde, sanığın kabul ettiği hareket ile kendisine isnat edilen diğer hareketler ayrı ayrı incelenmelidir. Özellikle olayın asansör içerisinde gerçekleşen kısmına ilişkin görüntülerin mevcut olduğu bir dosyada, görüntülerdeki hareketler ile katılanın beyanlarında anlattığı diğer eylemler arasındaki ilişkinin somutlaştırılması zorunludur.
Yerel mahkeme, katılanın beyanları ile adli raporun uyumlu olduğunu belirtmekle yetinmiş; rapordaki bulguların hangi eylem sonucunda meydana geldiğini ve müvekkilin inkâr ettiği hareketleri hangi delillerle gerçekleştirdiğinin kabul edildiğini yeterli açıklıkta ortaya koymamıştır.
Savunmamız, adli raporun hiçbir delil değeri taşımadığı iddiasına dayanmamaktadır. İtirazımız, raporun yaralanmanın varlığını ve niteliğini ortaya koymasına karşın, failin kimliği ve yaralanmanın meydana geliş şekli bakımından diğer delillerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğine ilişkindir.
Bu çerçevede, çene bölgesindeki abrazyonun ve boyundaki kızarıklıkların oluş mekanizması ile bu bulguların hangi hareketle meydana geldiği değerlendirilmelidir.
IV. KATILANIN BEYANLARI ARASINDAKİ FARKLILIKLAR VE DOSYADAKİ OBJEKTİF DELİLLER BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLMELİDİR.
Katılan, soruşturma aşamasındaki beyanında olayın ev içerisinde gerçekleşen bölümüne ilişkin olarak yakasından tutulduğunu, duvara yaslanarak havaya kaldırıldığını ve yere düştüğünü ifade etmiştir.
Talimat mahkemesindeki beyanında ise boğazının sıkıldığını, başının duvara çarptığını, tokasının kırıldığını ve kanepeye çarparak düştüğünü de anlatmıştır.
Beyanlar arasındaki farklılıklar tek başına katılanın anlatımının gerçeğe aykırı olduğunu göstermemekle birlikte, olayın oluş biçimi ve müvekkile isnat edilen hareketlerin kapsamı bakımından açıklığa kavuşturulması gereken hususlar içermektedir.
Özellikle kamera görüntülerinin yalnızca asansör içerisindeki sınırlı bir zaman dilimini kapsadığı gözetildiğinde, ev içerisinde gerçekleştiği iddia edilen eylemler bakımından hangi delillerin bulunduğu ayrıca değerlendirilmelidir.
Mahkûmiyet gerekçesinde bu farklılıkların ve savunmanın itirazlarının somut delillerle karşılaştırılarak tartışılmaması, hükmün denetlenebilirliği bakımından eksiklik oluşturmaktadır.
V. OLAYIN KARŞILIKLI FİZİKSEL HAREKETLER SIRASINDA GERÇEKLEŞTİĞİNE İLİŞKİN SAVUNMAMIZ DEĞERLENDİRİLMEMİŞTİR.
Müvekkil, taraflar arasında olaydan önce başlayan gerginlik bulunduğunu, olay günü şemsiye meselesi nedeniyle tartışma çıktığını ve asansör içerisinde katılanın el kol hareketlerinde bulunduğunu savunmuştur.
Savunmamızda ayrıca, katılanın müvekkile fiziksel harekette bulunduğu, müvekkilin de kendisini korumak amacıyla katılanı ittiği açıklanmıştır.
Dosyadaki görüntü inceleme tutanağında katılanın müvekkile elini kaldırdığı tespitinin yer alması, olayın gelişiminin yalnızca müvekkilin hareketi üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini göstermektedir. Bununla birlikte, bu tespit tek başına katılanın müvekkile vurduğunu kesin olarak kanıtlamamaktadır. Bu hususun görüntülerin bütünü ve diğer delillerle birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Savunmamızın özü, olayın başlangıcı ve gelişimi açıklığa kavuşturulmadan, müvekkilin hareketinin bağlamından koparılarak değerlendirilmesinin doğru olmadığıdır.
VI. MEŞRU SAVUNMA VE HAKSIZ TAHRİK HÜKÜMLERİ YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME YAPILMALIDIR.
Müvekkilin savunmalarında, katılanın kendisine yönelik fiziksel hareketi üzerine kendisini korumak amacıyla itme hareketinde bulunduğu belirtilmiştir.
5237 sayılı TCK'nin 25. maddesi kapsamında meşru savunmanın uygulanabilmesi için gerçekleşen veya gerçekleşmesi muhakkak olan haksız bir saldırının bulunması ve savunmanın saldırıyla orantılı olması gibi kanuni koşulların gerçekleşmesi gerekir.
Bu nedenle, katılanın müvekkile yönelik hareketinin niteliği, hareketin zamanlaması ve müvekkilin karşılık olarak gerçekleştirdiği eylemin zorunluluğu ve orantılılığı, mevcut kamera kaydı ve dosyadaki diğer deliller ışığında incelenmelidir.
Meşru savunma koşullarının gerçekleştiğinin kabulü hâlinde müvekkil hakkında TCK'nin 25. maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekir.
Mahkemenizce meşru savunma koşullarının oluşmadığı değerlendirilse dahi olayın başlangıcı, tarafların karşılıklı hareketleri ve tartışmanın gelişimi gözetilerek TCK'nin 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin uygulanma koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.
Haksız tahrik indirimi bakımından yalnızca taraflar arasında tartışma yaşanmış olması yeterli değildir. Somut olayda haksız bir fiilin bulunup bulunmadığı, bu fiilin müvekkilde meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi ve kanuni koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılmalıdır.
Yerel mahkeme kararında, savunmamızda açıklanan olayın gelişimi ve karşılıklı hareketler bu hukuki çerçevede yeterince tartışılmamıştır.
VII. TCK'NİN 62. MADDESİNİN UYGULANMAMASINA İLİŞKİN GEREKÇE YENİDEN DEĞERLENDİRİLMELİDİR.
Yerel mahkeme, müvekkilin inkâra yönelik savunmasını ve pişmanlığını gösterir somut bir hususun bulunmamasını gerekçe göstererek TCK'nin 62. maddesini uygulamamıştır.
Ancak sanığın üzerine atılı suçu kabul etmemesi, tek başına takdiri indirim uygulanmamasının belirleyici gerekçesi hâline getirilmemelidir. Sanığın duruşmadaki tutum ve davranışları ile diğer bireyselleştirme ölçütleri somut olayın koşulları içerisinde değerlendirilmelidir.
Bu nedenle, müvekkilin kişisel ve sosyal durumu ile dosya kapsamındaki diğer koşullar dikkate alınarak TCK'nin 62. maddesinin uygulanıp uygulanamayacağının yeniden değerlendirilmesini talep ediyoruz.
VIII. HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI YÖNÜNDEN ÖNCEKİ KARARIN HUKUKİ DURUMU ARAŞTIRILMALIDIR.
Yerel mahkeme, müvekkilin adli sicil kaydında daha önce verilmiş bir hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı bulunduğu gerekçesiyle CMK'nin 231. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar vermiştir.
Ancak önceki HAGB kararının varlığı, tarihi, kesinleşme durumu, ilgili suç ve kararın hukuki niteliği ile somut dosyada uygulanabilir kanuni koşullar birlikte değerlendirilmelidir.
Bu nedenle önceki kararın dosyaya getirtilerek hukuki niteliğinin ve mevcut hüküm bakımından HAGB'ye engel teşkil edip etmediğinin belirlenmesini; uygulanma koşullarının mevcut olması hâlinde müvekkil lehine CMK'nin 231. maddesinin değerlendirilmesini talep ediyoruz.
IX. MAHKÛMİYET HÜKMÜ, ŞÜPHEDEN SANIK YARARLANIR İLKESİ ÇERÇEVESİNDE YENİDEN İNCELENMELİDİR.
Ceza yargılamasının temel ilkelerinden olan şüpheden sanık yararlanır ilkesi uyarınca, sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi için suçun sanık tarafından işlendiğinin hukuka uygun şekilde elde edilen delillerle her türlü makul şüpheden uzak biçimde ortaya konulması gerekir.
Somut olayda müvekkilin kabul ettiği itme hareketi ile katılanın ileri sürdüğü diğer fiziksel eylemler arasında ayrım yapılmamış; kamera görüntülerinin kapsamı ile iddianamede anlatılan eylemler arasındaki farklılıklar yeterince tartışılmamış ve savunmanın esaslı itirazları karşılanmamıştır.
Müvekkilin kabul ettiği sınırlı hareketin, kendisine isnat edilen bütün eylemlerin gerçekleştiğinin kanıtı olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.
Dosyadaki bütün delillerin birlikte değerlendirilmesi sonucunda suçun yasal unsurlarının oluşmadığı veya isnat edilen eylemlerin müvekkil tarafından gerçekleştirildiğinin şüpheden uzak biçimde ispatlanamadığı kanaatine varılması hâlinde, CMK'nin 223/2. maddesi uyarınca beraat kararı verilmesi gerekir.
HUKUKİ NEDENLER
5237 sayılı TCK'nin 25, 29, 62, 86 ve ilgili diğer maddeleri; 5271 sayılı CMK'nin 217, 223, 230, 231, 272 ve devamı maddeleri ile ilgili sair mevzuat.
DELİLLER
1. Edremit 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 2026/*** E. sayılı dosyası,
2. Asansör kamera görüntüleri ve görüntü inceleme tutanağı,
3. 02.04.2026 tarihli adli muayene raporu,
4. Katılanın soruşturma ve talimat aşamasındaki beyanları,
5. Müvekkilin soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki savunmaları,
6. Önceki HAGB kararına ilişkin kayıtlar,
7. Dosyada mevcut ve gerektiğinde toplanacak diğer yasal deliller.
SONUÇ VE İSTEM
Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle;
1. İstinaf başvurumuzun KABULÜNE,
2. Edremit 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.10.2026 tarihli, 2026/*** Esas ve 2026/*** Karar sayılı mahkûmiyet hükmünün KALDIRILMASINA,
3. Öncelikle, yüklenen suçun müvekkil tarafından işlendiğinin sabit olmaması ve dosya kapsamındaki delillerin değerlendirilmesi sonucunda oluşacak hukuki duruma göre, CMK'nin 223/2. maddesi uyarınca MÜVEKKİLİN BERAATİNE,
4. Meşru savunma koşullarının gerçekleştiğinin anlaşılması hâlinde TCK'nin 25. maddesinin uygulanmasına,
5. Aksi kanaatte olunması hâlinde, koşulları mevcutsa TCK'nin 29. ve 62. maddeleri başta olmak üzere müvekkil lehine olan yasal hükümlerin uygulanmasına,
6. HAGB yönünden önceki kararın hukuki durumunun araştırılarak kanuni koşulların oluşması hâlinde CMK'nin 231. maddesinin değerlendirilmesine,
7. Kamera görüntülerinin bizzat incelenmesine ve gerekli görülmesi hâlinde teknik bilirkişi incelemesi yaptırılmasına,
8. Mahkûmiyet hükmüne bağlı yargılama giderleri ve katılan lehine hükmedilen vekâlet ücretinin de yeniden verilecek kararın sonucuna göre değerlendirilmesine,
karar verilmesini saygıyla arz ve talep ederiz. 12.10.2026
Sanık Müdafii
Av. Gizem Gül Uzun

