Bizimle İletişime Geçin +90 552 402 13 28

Blog

ESAS HAKKINDAKİ MÜTALAAYA KARŞI BEYAN DİLEKÇESİ

                                         KAYSERİ 10. ASLİYE CEZA MAHKEMESİNE

 

DOSYA NO : 2026/*** E.

 

SANIK : Fatma *****

MÜDAFİİ : Av. Gizem Gül Uzun

 

KATILAN : *******************

 

KONU : Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasına karşı beyan ve savunmalarımız ile müvekkilin beraati talebimizin sunulmasından ibarettir.

 

AÇIKLAMALAR :

 

Mahkemenizin 11/09/2026 tarihli celsesinde Cumhuriyet savcısı tarafından esas hakkındaki mütalaa sunulmuş; mütalaada müvekkil Fatma ***** ile diğer sanık Ayşe ****'un katılan ***********'yu iştirak halinde, elleriyle ve basit tıbbi müdahale ile giderilebilir şekilde yaraladıkları ileri sürülerek TCK'nın 86/2-2 ve 53/1. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları talep edilmiştir.

 

Mütalaada ayrıca, olayın başlangıcında müvekkilin kızı Elif'in katılanın oğlu Ömer ***** ile yaşadığı olayın bulunduğu ve sanıkların Elif'in darp edildiğini gördükten sonra kavgaya dahil oldukları kabul edilerek müvekkil hakkında TCK'nın 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin uygulanması talep edilmiştir.

 

Ancak gerek soruşturma aşamasındaki iddianame gerekse kovuşturma aşamasındaki esas hakkındaki mütalaa birlikte değerlendirildiğinde, müvekkil Fatma *****'ın katılana yönelik hangi somut fiili gerçekleştirdiği ve diğer sanıkla hangi eylem birliği içerisinde hareket ettiği hususlarının her türlü şüpheden uzak şekilde ortaya konulamadığı açıktır.

 

Bu nedenle müvekkilin öncelikle beraatine karar verilmesi gerekmektedir.

 

I. İDDİANAMEDEKİ İSNAT MÜVEKKİL YÖNÜNDEN BİREYSELLEŞTİRİLMEMİŞTİR.

 

Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığının 02/03/2026 tarihli iddianamesinde müvekkil ile diğer sanık hakkında;

 

“çıkan tartışma üzerine komşu ve arkadaş olan şüpheliler Ayşe ve Fatma'nın müşteki Gürcü'ye saldırıp darp ettikleri”

 

şeklinde genel bir anlatıma yer verilmiştir.

 

Ancak müvekkilin;

 

katılana yönelik hangi fiziksel hareketi gerçekleştirdiği,

katılanın hangi bölgesine vurduğu,

ne şekilde yaralanmasına neden olduğu,

diğer sanıkla ne şekilde birlikte hareket ettiği,

 

somutlaştırılmamıştır.

 

Ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi gereğince sanığın yalnızca olayın içerisinde bulunması veya olay sırasında tartışmaya dahil olması, kendiliğinden yaralama suçundan sorumlu tutulması sonucunu doğurmaz.

 

Müvekkile isnat edilen fiilin açıkça ortaya konulması ve bu fiilin kesin ve inandırıcı delillerle ispatlanması gerekir.

 

Somut olayda ise müvekkile atfedilen eylem, diğer sanığın eyleminden ayrıştırılmış değildir.

 

Bu durum özellikle TCK'nın 37/1. maddesi kapsamında müşterek faillik isnadı bakımından önem taşımaktadır.

 

II. TCK 37/1 KAPSAMINDA MÜŞTEREK FAİLLİK KOŞULLARI MÜVEKKİL YÖNÜNDEN OLUŞMAMIŞTIR.

 

İddianamede müvekkil hakkında TCK 37/1 delaletiyle TCK 86/2 kapsamında cezalandırma talep edilmiştir.

 

Ancak müşterek faillikten söz edilebilmesi için yalnızca aynı olay içerisinde bulunmak veya aynı kavga sırasında hareket etmek yeterli değildir.

 

Müvekkilin suçun icrası üzerinde ortak hâkimiyet kurduğunun ve diğer sanıkla suçun işlenmesine yönelik ortak irade içerisinde hareket ettiğinin somut delillerle ortaya konulması gerekir.

 

Oysa dosyada müvekkilin diğer sanıkla önceden kararlaştırılmış bir saldırı içerisinde olduğuna ilişkin herhangi bir delil bulunmamaktadır.

 

Aksine iddianamenin kendi anlatımında dahi olayın;

 

çocuklar arasındaki karşılıklı darp iddiası → annelerin olaya müdahil olması → tartışmanın başlaması → olayın kavgaya dönüşmesi

 

şeklinde geliştiği kabul edilmektedir.

 

Bu anlatım dahi olayın önceden planlanmış ve birlikte gerçekleştirilmesine karar verilmiş bir saldırı olmadığını göstermektedir.

 

Müvekkilin olayın ani gelişimi içerisinde bulunması, tek başına diğer sanıkla müşterek faillik iradesi bulunduğu anlamına gelmez.

 

Dolayısıyla TCK 37/1'in uygulanabilmesi için gerekli objektif ve sübjektif koşulların müvekkil yönünden somut biçimde ortaya konulamadığı kanaatindeyiz.

 

III. CUMHURİYET SAVCISININ MÜTALAASINDA DA MÜVEKKİLİN SOMUT EYLEMİ GÖSTERİLMEMİŞTİR.

 

11/09/2026 tarihli celsede sunulan esas hakkındaki mütalaada;

 

“sanık Ayşe ve sanık Fatma'nın iştirak halinde katılana karşı elleriyle BTM ile giderilebilir şekilde yaraladıkları”

 

belirtilmiştir.

 

Ancak burada da müvekkilin gerçekleştirdiği somut hareket açıklanmamıştır.

 

“Ellerle yaralama” şeklindeki genel ifade, hangi sanığın hangi hareketi yaptığını göstermemektedir.

 

Ceza yargılamasında mahkûmiyet hükmünün kurulabilmesi için sanığın eyleminin somut, açık ve denetlenebilir biçimde ortaya konulması gerekir.

 

Müvekkilin diğer sanıkla aynı anda olay yerinde bulunmuş olması veya tartışmaya dahil olması, tek başına katılanın yaralanmasından müştereken sorumlu tutulması için yeterli değildir.

 

IV. TANIK ÖMER FARUK *****'NUN BEYANI TEK BAŞINA MÜVEKKİLİN MAHKÛMİYETİNE DAYANAK YAPILAMAZ.

 

İddianamede deliller arasında tanık Ömer Faruk *****'nun anlatımına da yer verilmiştir.

 

Ancak tanık Ömer Faruk *****'nun katılan Gürcü ****'nun oğlu olması, olayın başlangıcında doğrudan taraf olan çocuklardan biri olması ve olayın çocuklar arasındaki karşılıklı darp iddiası sonrasında meydana gelmesi nedeniyle anlatımının olayın tamamı ve diğer delillerle birlikte değerlendirilmesi gerekir.

 

Özellikle tanığın olayın hangi aşamasında, neyi, hangi mesafeden ve hangi koşullarda gördüğü belirlenmeden; soyut bir anlatımdan hareketle müvekkilin müşterek fail olduğunun kabul edilmesi mümkün değildir.

 

Tanık anlatımının müvekkilin hangi somut fiiline ilişkin olduğu da ayrıca ortaya konulmalıdır.

 

Kaldı ki olayın ani gelişen, birden fazla kişinin dahil olduğu ve kısa süre içerisinde meydana gelen bir kavga niteliğinde olduğu dikkate alındığında, kişilerin birbirlerine yönelik hareketlerinin birbirinden ayrıştırılması önem taşımaktadır.

 

Bu nedenle tanık anlatımının, müvekkilin mahkûmiyetine tek başına yeterli kabul edilmemesi gerekir.

 

V. İDDİANAMEDEKİ “KAÇAMAKLI SAVUNMA” İFADESİ MÜVEKKİL ALEYHİNE DELİL OLARAK DEĞERLENDİRİLEMEZ.

 

İddianamede müvekkil ve diğer sanıkların savunmaları;

 

“şüphelilerin kaçamaklı savunmaları”

 

şeklinde nitelendirilmiştir.

 

Öncelikle belirtmek gerekir ki bir sanığın savunmasının “kaçamaklı” olarak nitelendirilmesi, tek başına sanığın suçlu olduğuna ilişkin delil teşkil etmez.

 

Müvekkilin savunmasının dosyadaki objektif delillerle çelişip çelişmediği değerlendirilmelidir.

 

Sanığın isnadı kabul etmemesi, olayın kendi açısından farklı geliştiğini açıklaması veya suçlamaya ilişkin savunma yapması, mahkûmiyet için delil olarak kullanılamaz.

 

Ceza muhakemesinin temel ilkelerinden biri olan susma ve savunma hakkı, sanığın aleyhine yorumlanamaz.

 

Dolayısıyla müvekkilin savunmasının içeriği, ancak diğer objektif delillerle birlikte değerlendirilmelidir.

 

VI. OLAYIN BAŞLANGICINDA MÜVEKKİLİN KIZININ DARP EDİLDİĞİ HUSUSU DOSYANIN KENDİ İDDİASINDA DA KABUL EDİLMEKTEDİR.

 

Dosyadaki en önemli hususlardan biri olayın başlangıcındaki çocuklar arasındaki olaydır.

 

İddianamede açıkça;

 

“müştekinin oğlu yaşı küçük Ömer Faruk ***** ile şüpheli Fatma'nın kızı yaşı küçük Elif **** arasında karşılıklı darp iddiasının olduğu”

 

belirtilmiştir.

 

Esas hakkındaki mütalaada ise;

 

“sanıkların Fatma'nın kızı olan Elif'i darp ettiğini gördüklerinin de sonrasında kavgaya dahil oldukları”

 

ifade edilmiştir.

 

Dolayısıyla Cumhuriyet savcılığınca dahi müvekkilin olayın başlangıcında sebepsiz ve nedensiz biçimde katılana saldıran kişi olmadığı; olayın çocuklar arasındaki olay sonrasında geliştiği kabul edilmektedir.

 

Bu husus müvekkilin kastının ve olay içerisindeki konumunun değerlendirilmesi bakımından son derece önemlidir.

 

Müvekkil, çocuğunun olayın içerisinde bulunduğu bir anda gelişen tartışmaya dahil olmuştur.

 

Bu nedenle olayın başlangıcındaki haksız hareket ile müvekkilin olay içerisindeki davranışı arasında doğrudan bir bağlantı bulunmaktadır.

 

VII. MAHKEMECE MÜVEKKİLİN CEZAİ SORUMLULUĞUNUN BULUNDUĞU KANAATİNE VARILSA DAHİ HAKSIZ TAHRİK HÜKÜMLERİ UYGULANMALIDIR.

 

Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasında TCK 29'un uygulanmasının talep edilmesi de olayın oluş şeklinin müvekkil lehine değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

 

Mütalaada açıkça, müvekkilin kızının darp edildiğinin görülmesi üzerine olayın devamında müvekkilin kavgaya dahil olduğu kabul edilmiştir.

 

Bu kabul karşısında müvekkilin olay anında maruz kaldığı haksız fiilin ve bunun oluşturduğu etkinin dikkate alınması zorunludur.

 

Dolayısıyla Mahkemenizce müvekkilin katılana yönelik bir eylemi bulunduğu kabul edilse dahi, olayın ani gelişimi, çocuğunun darp edildiğini görmesi ve olayın hemen devamında kavgaya dahil olması nedeniyle TCK 29 kapsamında haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerekir.

 

Bu husus yalnızca cezanın belirlenmesi bakımından değil, müvekkilin eyleminin niteliğinin ve kastının değerlendirilmesi bakımından da önemlidir.

 

VIII. MÜVEKKİLİN EYLEMİ SABİT GÖRÜLMEDEN YALNIZCA KATILANIN BEYANINA DAYALI MAHKÛMİYET KURULAMAZ.

 

Katılan, duruşmadaki beyanında olay sırasında;

 

“bana daha sonra 2 kadın saldırdı”

 

şeklinde beyanda bulunmuştur.

 

Ancak bu ifade, müvekkilin hangi somut hareketi gerçekleştirdiğini göstermemektedir.

 

Katılanın olayın tarafı olması nedeniyle beyanının elbette değerlendirilmesi mümkündür; ancak beyanın mahkûmiyete esas alınabilmesi için dosyadaki diğer delillerle desteklenmesi ve özellikle sanıkların eylemlerinin birbirinden ayrıştırılması gerekir.

 

Birden fazla kişinin dahil olduğu bir olayda, “iki kadın saldırdı” şeklindeki genel anlatımın her bir sanığın somut eylemini tek başına ispatladığı kabul edilemez.

 

Bu nedenle katılanın beyanının, müvekkilin somut eylemini ortaya koyan objektif delillerle desteklenip desteklenmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

 

IX. CEZA YARGILAMASINDA MAHKÛMİYET İÇİN GEREKLİ OLAN KESİN VE İNANDIRICI DELİL BULUNMAMAKTADIR.

 

Ceza yargılamasının temel prensibi uyarınca sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi için isnat edilen fiilin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin her türlü makul şüpheden uzak şekilde ortaya konulması gerekir.

 

Somut dosyada ise;

 

Müvekkilin katılana yönelik somut eylemi açık değildir.

Müvekkilin diğer sanıkla müşterek faillik iradesi somutlaştırılmamıştır.

İddianamede ve mütalaada müvekkilin eylemi diğer sanığın eyleminden ayrıştırılmamıştır.

Olay ani gelişen bir kavga niteliğindedir.

Olayın başlangıcında müvekkilin kızının da darp edildiği dosya kapsamında kabul edilmektedir.

Tanık Ömer Faruk *****'nun katılanın oğlu olması nedeniyle anlatımının olayın tüm koşulları içerisinde değerlendirilmesi gerekmektedir.

Müvekkilin suç işlediğine ilişkin soyut değerlendirmeler, mahkûmiyet için yeterli değildir.

 

Bu durumda müvekkilin üzerine atılı suçu işlediği hususunda giderilemeyen şüphe bulunmaktadır.

 

Şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince bu şüphenin müvekkil aleyhine yorumlanması mümkün değildir.

 

Dolayısıyla müvekkilin beraatine karar verilmesi gerekmektedir.

 

X. MAHKEMECE MAHKÛMİYET KANAATİNE VARILMASI HALİNDE TÜM LEHE HÜKÜMLER UYGULANMALIDIR.

 

Yukarıda açıkladığımız nedenlerle müvekkilin beraatine karar verilmesi gerektiği kanaatindeyiz.

 

Bununla birlikte Mahkemenizce aksi kanaate varılması halinde dahi;

 

olayın başlangıcındaki haksız hareket,

müvekkilin kızının darp edilmiş olması,

olayın ani gelişmesi,

müvekkilin saldırıyı planlayan veya başlatan kişi olmaması,

eylemin basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte bulunması,

 

birlikte değerlendirilerek müvekkil lehine olan bütün yasal düzenlemelerin uygulanması gerekmektedir.

 

Bu kapsamda öncelikle TCK 29 kapsamında haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasını, şartları oluştuğu takdirde TCK 62 kapsamında takdiri indirim yapılmasını ve sonuç ceza bakımından uygulanması mümkün olan diğer lehe hükümlerin değerlendirilmesini talep ediyoruz.

 

SONUÇ VE İSTEM :

 

Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle;

 

1. Müvekkil sanık Fatma ******'ın, üzerine atılı kasten yaralama suçunu işlediği her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle ispatlanamadığından CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca BERAATİNE,

 

2. Özellikle müvekkilin katılana yönelik somut eyleminin ve diğer sanıkla birlikte suç işleme iradesinin kesin olarak ortaya konulamaması nedeniyle TCK 37/1 kapsamında müşterek faillik hükümlerinin uygulanmamasına,

 

3. Mahkemenizce aksi kanaate varılması halinde, olayın başlangıcında müvekkilin kızının darp edilmiş olması ve müvekkilin bu olayın hemen devamında kavgaya dahil olması hususları gözetilerek TCK'nın 29. maddesindeki haksız tahrik hükümlerinin müvekkil lehine uygulanmasına ve mümkün olan azami oranda indirim yapılmasına,

 

4. Yaralamanın niteliği, olayın gelişimi ve müvekkilin konumu dikkate alınarak temel cezanın alt hadden belirlenmesine,

 

5. Koşulları oluştuğu takdirde TCK'nın 62. maddesinin uygulanmasına,

 

6. Sonuç ceza bakımından şartları oluştuğu takdirde CMK'nın 231. maddesindeki hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin, bunun mümkün olmaması halinde diğer lehe hükümlerin uygulanmasına,

 

7. Yargılama giderleri yönünden müvekkil lehine karar verilmesine,

 

karar verilmesini saygıyla arz ve talep ederiz.

 

16/09/2026

 

Sanık ***** ***** Müdafii

Av. Gizem Gül Uzun

İletişime Geçin

Telefon

+90 552 402 13 28