YARGITAY İLGİLİ HUKUK DAİRESİNE
GÖNDERİLMEK ÜZERE
ERZURUM BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 5.HUKUK DAİRESİNE
DOSYA NO : 2026/*** Esas 2026/**** Karar
DAVALI-BİRLEŞEN DAVACI : Yusuf *****
VEKİLİ : Av. Gizem Gül Uzun
DAVACI-BİRLEŞEN DAVALI : *************************
VEKİLİ : Av. *************************
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bayburt Aile Mahkemesi
İLK DERECE DOSYA NO : 2024/** E. 2025/*** K.
BAM KARARI : Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
2026/*** Esas – 2026/**** Karar
KONU : Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi'nin 03/09/2026 tarih, 2026/*** Esas ve 2026/**** Karar sayılı kararının; velayet, kusur belirlemesi, müvekkilin tazminat taleplerinin reddi, davacı kadın lehine hükmedilen nafaka ve tazminatlara ilişkin istinaf taleplerimizin reddedilen kısımları yönünden temyizen incelenerek BOZULMASI talebidir.
AÇIKLAMALAR :
I. TEMYİZ KONUSU KARAR VE UYUŞMAZLIĞIN ÇERÇEVESİ
Bayburt Aile Mahkemesinin 2024/** Esas, 2025/*** Karar sayılı dosyasında tarafların karşılıklı açmış oldukları boşanma davalarının yargılaması sonucunda; asıl davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, müşterek çocuğun velayetinin anneye verilmesine, müşterek çocuk lehine iştirak nafakasına, davacı kadın lehine tedbir ve yoksulluk nafakası ile maddi ve manevi tazminata hükmedilmiş; müvekkil tarafından açılan birleşen boşanma davası ise reddedilmiştir.
Tarafımızca yapılan istinaf başvurusunda; müvekkilin kusur durumunun hatalı değerlendirildiği, davacı kadının evlilik birliği içerisindeki ağır kusurlu davranışlarının dikkate alınmadığı, davacı tanıklarının önemli bölümünün duyuma dayalı beyanda bulunduğu, müvekkilin kusursuz veya en azından davacıdan daha az kusurlu olduğu, müşterek çocuğun üstün yararı gereğince velayetin müvekkil babaya verilmesi gerektiği, müvekkilin maddi ve manevi tazminat taleplerinin kabulü ile davacı kadın lehine hükmedilen tazminat ve nafakaların kaldırılması gerektiği ayrıntılı şekilde ileri sürülmüştür.
Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesince müvekkilin istinaf başvurusu kısmen kabul edilerek müvekkilin birleşen boşanma talebinin kabulüne karar verilmiş; ancak kusur, velayet, tazminat ve nafaka yönlerinden sair istinaf taleplerimiz esastan reddedilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, özellikle kusur belirlemesi ve buna bağlı fer'î sonuçlar yönünden dosya kapsamındaki delillerle bağdaşmamakta; müvekkilin istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü esaslı itirazların önemli bir kısmını karşılamamakta ve denetime elverişli yeterli gerekçe içermemektedir.
II. MÜVEKKİLİN AĞIR KUSURLU OLDUĞUNA İLİŞKİN KABUL DOSYA KAPSAMIYLA BAĞDAŞMAMAKTADIR
Bölge Adliye Mahkemesince müvekkilin boşanmaya sebebiyet veren olaylarda ağır kusurlu olduğu kabul edilmiş, davacı kadının ise yalnızca hafif kusurlu olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Ancak bu kabul, tarafların evlilik birliği içerisindeki davranışlarının tamamı birlikte değerlendirilmeden ve müvekkil tarafından ileri sürülen, delillerle desteklenen vakıalar yeterince tartışılmadan oluşturulmuştur.
Tarafımızca gerek ilk derece yargılamasında gerek istinaf aşamasında davacı kadının;
ortak konutu sık sık ve uzun süreli şekilde terk ettiği,
müşterek çocuğu alarak ailesinin yanına gittiği ve uzun süre kaldığı,
müvekkile yönelik tehdit içerikli söz ve davranışlarda bulunduğu,
müvekkile yönelik fiziksel müdahalelerde bulunduğu,
müvekkilin annesine yönelik fiziksel müdahalede bulunduğu,
evlilik birliği içerisinde maddi konuları sürekli şekilde gündeme getirdiği,
müvekkili başka erkeklerle kıyasladığı,
“zengin koca bulacağım”, “senden zengin biriyle evleneceğim” şeklinde sözler söylediği,
sadakat yükümlülüğüne aykırı ve müvekkilin güven duygusunu sarsan davranışlarda bulunduğu,
müşterek çocuğun müvekkil ve müvekkilin ailesiyle olan ilişkisini olumsuz etkileyen davranışlarda bulunduğu
ileri sürülmüş ve bu vakıalar tanık anlatımları ile diğer delillere dayandırılmıştır.
Buna rağmen Bölge Adliye Mahkemesince yukarıda belirtilen vakıaların her birinin neden ispatlanmadığı veya neden kusur belirlemesine etkili görülmediği somut biçimde açıklanmamıştır.
Kusur belirlemesinde olayların birbirinden kopuk ve parçalı şekilde değil, evlilik birliğinin bütünü içerisindeki etkileri dikkate alınmalıdır.
Davacı kadının yalnızca “zengin koca bulacağım” şeklindeki sözünün hafif kusur kabul edilip; ortak konutu terk etme, fiziksel müdahale, tehdit içerikli söz ve davranışlar ile diğer vakıaların yeterince değerlendirilmemesi, kusur belirlemesinde eksik inceleme sonucunu doğurmuştur.
Bu nedenle müvekkilin ağır kusurlu olduğuna ilişkin kabulün kaldırılması ve tarafların tüm delilleri birlikte değerlendirilmek suretiyle kusur durumlarının yeniden belirlenmesi gerekmektedir.
III. DAVACI TARAF TANIKLARININ DUYUMA DAYALI BEYANLARI İLE MÜVEKKİL TANIKLARININ DOĞRUDAN GÖRGÜYE DAYALI BEYANLARI ARASINDAKİ FARK DEĞERLENDİRİLMEMİŞTİR
Tarafımızca istinaf aşamasında açıkça belirtildiği üzere davacı taraf tanıklarının önemli bir bölümü, olayları doğrudan görüp işitmek yerine davacı kadından duyduklarını aktarmıştır.
Nitekim davacı tanığı Gülşen ****'nin anlatımlarında, bazı olayların doğrudan tanığı olmadığı ve olayları davacıdan duyduğu anlaşılmaktadır.
Bunun yanında bazı tanık anlatımlarında “duydum”, “söyledi”, “yapıyormuş”, “ediyormuş”, “duyduğum kadarıyla” şeklindeki ifadelerin kullanıldığı görülmektedir.
Buna karşılık müvekkil tanıkları Nerman ****** başta olmak üzere müvekkil tarafından bildirilen tanıkların; ortak konutun terk edilmesi, taraflar arasındaki tartışmalar, fiziksel müdahaleler ve davacı kadının bazı söz ve davranışları hakkında doğrudan görgüye dayalı beyanda bulundukları tarafımızca açıkça ileri sürülmüştür.
Özellikle;
“seni aldatsam ruhun duymaz”,
“zengin koca bulacağım”,
“senden zengin biriyle evleneceğim”
şeklindeki sözlerin tanıklar tarafından doğrudan duyulduğu belirtilmiştir.
Tanık delilinin değerlendirilmesinde, tanığın olayın doğrudan görgü tanığı olup olmadığı ile olayı başka bir kişiden duyup aktarıp aktarmadığı önem taşımaktadır.
Buna rağmen Bölge Adliye Mahkemesince hangi tanığın hangi vakıa yönünden neden üstün tutulduğu, hangi tanık anlatımının neden hükme esas alındığı ve müvekkil tanıklarının doğrudan görgüye dayalı anlatımlarının neden hükme etkili kabul edilmediği yeterli şekilde açıklanmamıştır.
Bu durum, delillerin değerlendirilmesi ve gerekçeli karar hakkı bakımından hukuka aykırılık oluşturmaktadır.
IV. DAVACI KADININ ORTAK KONUTU TERK ETMESİ VE MÜŞTEREK ÇOCUĞU ALARAK UZUN SÜRE AİLESİNİN YANINDA KALMASI YETERİNCE DEĞERLENDİRİLMEMİŞTİR
Müvekkil tanığı Nerman ***** davacı kadının ortak konutu sık sık terk ettiğini; Esmanur ******* ise davacının müşterek çocuğu alarak ailesinin yanına gittiğini ve uzun süre kaldığını beyan etmiştir.
Bu anlatımlar, tarafların evlilik birliği içerisindeki ortak yaşamına ilişkin doğrudan gözleme dayalı delillerdir.
Davacı kadının ortak konutu terk etmesi ve müşterek çocuğu da yanında götürmesi, tarafların ortak yaşamını ve evlilik birliğinin devamını doğrudan etkileyen vakıalardır.
Buna rağmen Bölge Adliye Mahkemesince söz konusu vakıaların neden müvekkilin kusurunu bertaraf etmediği ve davacı kadının kusur durumunu neden ağırlaştırmadığı açıklanmamıştır.
Eksik değerlendirme sonucunda müvekkilin ağır kusurlu kabul edilmesi hukuka aykırıdır.
V. MÜVEKKİLİN MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT TALEPLERİNİN REDDİ, HATALI KUSUR BELİRLEMESİNE DAYANMAKTADIR
İlk derece mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi, müvekkilin maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddini esas itibarıyla müvekkilin ağır kusurlu olduğu kabulüne dayandırmıştır.
Oysa kusur belirlemesinin hatalı olması nedeniyle buna bağlı olarak TMK m.174 kapsamında müvekkilin tazminat talebinin reddedilmesi de hukuka aykırı hale gelmektedir.
Müvekkilin davacı kadının evlilik birliği içerisindeki davranışları nedeniyle mevcut veya beklenen menfaatlerinin zarar gördüğü ve kişilik haklarına yönelik saldırıya maruz kaldığı yönündeki iddiaları, dosya kapsamındaki tüm delillerle birlikte değerlendirilmelidir.
Müvekkilin ağır kusurlu olmadığı, tarafların eşit kusurlu olduğu veya davacı kadının daha ağır kusurlu olduğu sonucuna ulaşılması halinde, TMK m.174 koşulları ayrıca değerlendirilmek zorundadır.
Dolayısıyla kusur belirlemesi yeniden yapılmadan müvekkilin maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi isabetli değildir.
VI. DAVACI KADIN LEHİNE HÜKMEDİLEN MADDİ VE MANEVİ TAZMİNATLAR YÖNÜNDEN DE KUSUR BELİRLEMESİ YENİDEN YAPILMALIDIR
İlk derece mahkemesince davacı kadın lehine 50.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmiştir.
Davacı kadının TMK m.174 kapsamında tazminat talep edebilmesi bakımından, boşanmaya sebep olan olaylarda müvekkilden daha az kusurlu olması ve maddi veya manevi zararının bulunması gerekir.
Ancak somut olayda davacı kadının ortak konutu terk etmesi, müşterek çocuğu alarak uzun süre ailesinin yanında kalması, müvekkile yönelik tehdit ve fiziksel müdahale niteliğindeki davranışları, müvekkilin ailesine yönelik fiziksel müdahalesi, maddi konuları sürekli gündeme getirmesi ve müvekkilin güven duygusunu sarsan diğer davranışları birlikte değerlendirilmemiştir.
Bu nedenle davacı kadın lehine hükmedilen tazminatların dayanağını oluşturan kusur kabulünün yeniden incelenmesi zorunludur.
Kusur durumunun yeniden belirlenmesi sonucunda davacı kadının tazminat talebinin koşullarının oluşup oluşmadığı ve hükmedilen miktarların hukuka uygun olup olmadığı yeniden değerlendirilmelidir.
VII. YOKSULLUK NAFAKASI YÖNÜNDEN EKSİK İNCELEME BULUNMAKTADIR
İlk derece mahkemesince davacı kadın lehine aylık 2.500,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına hükmedilmiş ve bu karar Bölge Adliye Mahkemesince korunmuştur.
Oysa TMK m.175 uyarınca yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için nafaka talep eden tarafın boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olması ve kusurunun diğer eşten daha ağır olmaması gerekir.
Bu kapsamda yalnızca müvekkilin gelir durumunun değil, davacı kadının gerçek ve güncel ekonomik durumunun da araştırılması gerekir.
Davacı kadının;
fiilen çalışıp çalışmadığı,
mesleği ve çalışma kapasitesi,
düzenli ve sürekli gelirinin bulunup bulunmadığı,
SGK hizmet dökümü,
varsa ücret ve diğer gelirleri,
adına kayıtlı taşınır ve taşınmaz malvarlığı,
düzenli giderleri,
boşanma sonrasında kendisini yoksulluktan kurtaracak bir gelir elde edip etmediği
araştırılmalıdır.
Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 03.11.2025 tarihli, 2025/1980 Esas ve 2025/9284 Karar sayılı kararında da, yoksulluk nafakası bakımından tarafların sosyal ve ekonomik durumlarının SGK kayıtları da dikkate alınarak etraflıca araştırılması; nafaka talep eden tarafın sürekli ve düzenli bir işte çalışıp çalışmadığının, çalışıyorsa gelirinin düzenli ve sürekli olup olmadığının ve kendisini yoksulluktan kurtaracak düzeyde bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerektiği kabul edilmiştir.
Somut olayda bu yöndeki araştırma ve değerlendirme yeterli değildir.
Ayrıca davacı kadının kusur durumunun da yeniden belirlenmesi gerektiğinden, TMK m.175 kapsamında yoksulluk nafakasının koşullarının oluşup oluşmadığının kusur belirlemesiyle birlikte yeniden değerlendirilmesi zorunludur.
VIII. VELAYET DÜZENLEMESİ YÖNÜNDEN ÇOCUĞUN ÜSTÜN YARARI İLKESİ GÖZETİLMEMİŞTİR
Müşterek çocuğun velayetinin anneye verilmesine ilişkin değerlendirmede esas alınması gereken temel ölçüt çocuğun üstün yararıdır.
Velayet, eşler arasındaki kusur durumuna ilişkin bir yaptırım değildir. Eşlerden birinin boşanmada daha kusurlu olması, tek başına velayetin diğer ebeveyne bırakılması sonucunu doğurmaz.
Velayet düzenlemesinde çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve sosyal gelişiminin hangi ebeveyn yanında daha iyi şekilde sağlanabileceği değerlendirilmelidir.
Dosyada bulunan 23.11.2023 tarihli Sosyal İnceleme Raporunda velayetin müvekkil babaya bırakılması yönünde değerlendirme bulunduğu tarafımızca açıkça ileri sürülmüştür.
Ayrıca Bayburt Aile Mahkemesi dosyasında alınan heyet raporunda da müşterek çocuğun babasıyla kalmak istediğine ilişkin beyanının bulunduğu belirtilmiştir.
Müvekkilin müşterek çocuğun bakım ve ihtiyaçlarını karşılayabilecek ekonomik ve sosyal koşullara sahip olduğu, özel güvenlik görevlisi olarak çalıştığı ve çocuğun bakımını üstlenebilecek durumda bulunduğu dosya kapsamındaki delillerle ortaya konulmuştur.
Buna karşılık Bölge Adliye Mahkemesi, söz konusu sosyal inceleme raporunun neden müvekkil lehine değerlendirme oluşturmadığını, çocuğun baba yanında kalma yönündeki iradesinin neden üstün yararıyla bağdaşmadığını ve müvekkilin bakım kapasitesinin neden yetersiz görüldüğünü somut gerekçelerle açıklamamıştır.
Çocuğun görüşü tek başına velayeti belirleyen mutlak bir ölçüt değilse de, idrak çağındaki çocuğun kendisiyle ilgili konularda ortaya koyduğu görüşün, sosyal inceleme raporları ve diğer delillerle birlikte değerlendirilmesi zorunludur.
Somut olayda çocuğun görüşü ile sosyal inceleme raporlarının içeriği arasında bulunan bağlantı değerlendirilmeden velayetin anneye bırakılması, çocuğun üstün yararı bakımından yeterli araştırma yapılmadığını göstermektedir.
Bu nedenle velayet düzenlemesi yönünden de dosyanın çocuğun üstün yararı ilkesi çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu noktada belirtmek gerekir ki; bağımsız velayet davasının çekişmesiz yargı işi olması nedeniyle temyiz yolunun kapalı olduğuna ilişkin uygulama mevcut ise de, eldeki uyuşmazlıkta velayet düzenlemesi karşılıklı boşanma davasının fer'î sonucu niteliğindedir. Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 03.11.2025 tarihli, 2025/1980 Esas ve 2025/9284 Karar sayılı kararında, karşılıklı boşanma davasında yapılan velayet düzenlemesinin temyiz incelemesine konu edildiği ve eksik inceleme nedeniyle bozulduğu görülmektedir.
Bu nedenle somut olayda boşanma davasının fer'î sonucu olarak kurulan velayet düzenlemesinin, boşanma davasının diğer temyiz edilebilir sonuçlarıyla birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.
IX. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI GEREKÇELİ KARAR HAKKINA VE HMK m.297'YE AYKIRIDIR
Tarafımızca istinaf dilekçesinde çok sayıda somut vakıa ve delil ileri sürülmüş olmasına rağmen, Bölge Adliye Mahkemesi kararında bu iddiaların önemli bir bölümü hakkında yeterli değerlendirme yapılmamıştır.
Özellikle;
23.11.2023 tarihli Sosyal İnceleme Raporunun içeriği,
müşterek çocuğun baba yanında kalmak istediğine ilişkin beyanı,
müvekkilin çocuğun bakımını sağlayabilecek ekonomik ve sosyal yeterliliği,
davacı kadının ortak konutu terk etmesi,
davacı kadının müşterek çocuğu alarak uzun süre ailesinin yanında kalması,
davacı kadının müvekkile yönelik fiziksel müdahaleleri,
müvekkilin annesine yönelik fiziksel müdahale iddiası,
davacı kadının tehdit içerikli sözleri,
davacı kadının maddi konuları sürekli gündeme getirmesi,
müvekkilin tanıklarının doğrudan görgüye dayalı anlatımları,
davacı taraf tanıklarının duyuma dayalı anlatımları,
müvekkilin TMK m.174 kapsamındaki tazminat talepleri
yeterli ve denetlenebilir şekilde tartışılmamıştır.
Mahkemenin tarafların iddia ve savunmalarının tamamını kabul etmesi zorunlu değilse de, sonucu etkileyebilecek nitelikteki esaslı iddia ve delillerin neden kabul edilmediğini veya neden hükme etkili görülmediğini açıklaması gerekir.
Somut kararda ise istinaf dilekçesinde ileri sürülen esaslı itirazların önemli bir kısmı karşılanmamıştır.
Bu nedenle karar, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma ve gerekçeli karar hakkı ile HMK'nın 27 ve 297. maddelerinde düzenlenen usul hükümleri bakımından hukuka aykırıdır.
X. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİNCE DELİLLERİN BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLMESİ İLKESİ İHLAL EDİLMİŞTİR
Dosyada mevcut deliller tek tek ve birbirinden bağımsız şekilde değil, bir bütün olarak değerlendirilmelidir.
Davacı kadının ortak konutu terk etmesi, müşterek çocuğu alarak uzun süre ailesinin yanında kalması, tehdit ve fiziksel müdahale niteliğindeki davranışları, müvekkilin ailesine yönelik davranışları ve maddi konuları sürekli gündeme getirmesi iddiaları birbirinden bağımsız vakıalar değildir.
Bu vakıaların evlilik birliğinin bütünlüğü içerisindeki etkileri birlikte değerlendirilmelidir.
Buna karşılık Bölge Adliye Mahkemesi, müvekkilin kusurunu belirlerken bu vakıaların tamamını aynı ağırlıkta değerlendirmemiş; bazı vakıalar hakkında ise herhangi bir gerekçe kurmamıştır.
Bu nedenle kusur belirlemesinin yeniden yapılması zorunludur.
XI. KUSUR BELİRLEMESİNE BAĞLI TÜM FER'Î SONUÇLARIN YENİDEN DEĞERLENDİRİLMESİ GEREKMEKTEDİR
Somut olayda kusur belirlemesi; yalnızca boşanmanın taraflar bakımından sonuçlarını değil, aynı zamanda TMK m.174 kapsamında hükmedilen maddi ve manevi tazminatları ve TMK m.175 kapsamında hükmedilen yoksulluk nafakasını doğrudan etkilemektedir.
Bu nedenle kusur belirlemesi hukuka aykırı olduğu sürece buna bağlı olarak verilen tazminat ve nafaka kararlarının da sağlıklı bir hukuki temele dayandığından söz edilemez.
Müvekkilin ağır kusurlu olmadığı veya tarafların kusur durumlarının mevcut karardan farklı olduğu tespit edildiğinde;
müvekkilin maddi tazminat talebi,
müvekkilin manevi tazminat talebi,
davacı kadın lehine hükmedilen maddi tazminat,
davacı kadın lehine hükmedilen manevi tazminat,
davacı kadın lehine hükmedilen yoksulluk nafakası
yeniden değerlendirilmelidir.
XII. HUKUKİ NEDENLER
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 166, 169, 174, 175, 182 ve ilgili sair hükümleri; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27, 297, 353, 355, 359, 361, 362, 369, 370 ve 371. maddeleri; Anayasa'nın 36 ve 41. maddeleri; Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin 3 ve 12. maddeleri; Çocuk Haklarının Kullanılmasına Dair Avrupa Sözleşmesi ve ilgili sair mevzuat.
XIII. DELİLLER
Bayburt Aile Mahkemesinin 2024/** Esas, 2025/*** Karar sayılı dosyası,
Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin 2026/*** Esas, 2026/**** Karar sayılı dosyası,
23.11.2023 tarihli Sosyal İnceleme Raporu,
Bayburt Aile Mahkemesi dosyasında bulunan heyet raporu,
Diğer sosyal inceleme raporları,
Tanık beyanları,
Darp raporları,
Sosyal ve ekonomik durum araştırmaları,
SGK kayıtları ve sair ekonomik durum araştırmaları,
Dosya kapsamındaki diğer tüm deliller.
SONUÇ VE İSTEM
Yukarıda arz ve izah edilen ve Sayın Yüksek Dairece re'sen gözetilecek nedenlerle;
Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin 03/09/2026 tarih, 2026/*** Esas ve 2026/**** Karar sayılı kararının, müvekkil aleyhine olan ve temyiz konusu edilen kısımlarının BOZULMASINA,
Müvekkilin ağır kusurlu olduğuna ilişkin kusur belirlemesinin kaldırılarak; dosya kapsamındaki tüm deliller, tanık anlatımları ve tarafların evlilik birliği içerisindeki davranışları birlikte değerlendirilmek suretiyle kusur durumunun yeniden belirlenmesine,
Davacı kadının ortak konutu terk etmesi, müşterek çocuğu alarak uzun süre ailesinin yanında kalması, müvekkile yönelik tehdit ve fiziksel müdahale niteliğindeki davranışları, müvekkilin annesine yönelik fiziksel müdahalesi, maddi konuları sürekli gündeme getirmesi ve sair kusurlu davranışlarının birlikte değerlendirilmesine,
Davacı taraf tanıklarının duyuma dayalı anlatımları ile müvekkil tanıklarının doğrudan görgüye dayalı anlatımları arasındaki farkın gözetilmesine ve tanık delillerinin hangi nedenle üstün tutulduğunun somut gerekçeyle ortaya konulmasına,
Müvekkilin TMK m.174 kapsamında talep ettiği maddi ve manevi tazminatların kusur durumu yeniden belirlenmek suretiyle değerlendirilmesine,
Davacı kadın lehine hükmedilen 50.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminatın, kusur durumunun yeniden değerlendirilmesi sonucuna göre kaldırılması gerektiğinin gözetilmesine,
Davacı kadın lehine hükmedilen yoksulluk nafakası yönünden; tarafların sosyal ve ekonomik durumlarının, SGK kayıtlarının, davacı kadının çalışma ve gelir durumunun, düzenli ve sürekli gelir elde edip etmediğinin ve gelirinin kendisini yoksulluktan kurtaracak düzeyde olup olmadığının araştırılarak TMK m.175 koşullarının yeniden değerlendirilmesine,
Müşterek çocuğun velayetinin belirlenmesinde; çocuğun üstün yararı ilkesi gereğince 23.11.2023 tarihli Sosyal İnceleme Raporunun, Bayburt Aile Mahkemesi heyet raporunun, çocuğun baba yanında kalma yönündeki iradesinin, tarafların sosyal ve ekonomik koşullarının, ebeveynlerin bakım ve gözetim yeterliliklerinin, çocuk ile taraflar arasındaki ilişkinin ve çocuğun psikolojik ve sosyal gelişiminin birlikte değerlendirilmesine,
Velayet düzenlemesinin boşanma davasının fer'î sonucu niteliğinde olması nedeniyle, temyiz incelemesine tabi olduğu ölçüde, velayet yönünden verilen kararın da eksik inceleme ve yetersiz gerekçe nedeniyle BOZULMASINA,
Bölge Adliye Mahkemesi kararında müvekkilin istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü esaslı iddia ve delillerin neden kabul edilmediğinin yeterli şekilde açıklanmaması nedeniyle kararın HMK m.27 ve 297 ile Anayasa m.36 kapsamında gerekçeli karar hakkına aykırılık yönünden BOZULMASINA,
Gerek görülmesi halinde dosyanın, yukarıda belirtilen hususlarda yeniden değerlendirme yapılmak üzere Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Temyiz yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine,
karar verilmesini saygıyla arz ve talep ederiz. 08/09/2026
Temyiz Eden
Davalı-Birleşen Davacı Yusuf ***** Vekili
Av. Gizem Gül Uzun

